Blog Arşivleri

Risale-İ Nur’da 8 Ayrı Yerde, Hz. Mehdi (As)’In Çıkış Tarihinin Hicri 1400’ler Olduğunu Bildirmiştir


Bediüzzaman Hazretleri, Risale-İ Nur’da 8 Ayrı Yerde, Hz. Mehdi (As)’In Çıkış Tarihinin Hicri 1400’ler Olduğunu Bildirmiştir

1. İstikbal-i dünyeviyede 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ (Hz. Mehdi (as)’ı) asırlarında karib (yakın) zannetmişler. (Sözler, s. 318)

2. HAKİKİ BEKLENİLEN VE BİR ASIR SONRA GELECEK O ZAT (Hz. Mehdi (as)) dahi bu zamanda gelse… (Kastamonu Lahikası, s. 61-62)

AHMET ÇOLAK da, Risale-i Nur’da Hz. Mehdi (as)’ın geliş vaktinin bildirilmediğini iddia edenler arasındadır. Ahmet Çolak’ın iddiası şu şeklildedir:

“Allah ümmeti ümitsizlikten kurtarmak için MEHDİ’NİN NE ZAMAN GELECEĞİNİ GİZLEMİŞTİR. Mehdi ve süfyanın gelişiyle ilgili PEYGAMBERİMİZ (SAV) BİZE ZAMAN VE İSİM BİLDİRMEMİŞTİR.”

3. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli “lâmlar” ve “mim” ikişer sayılsa, BUNDAN BİR ASIR SONRA ZULÜMATI DAĞITACAK ZÂTLAR İSE, HAZRET-İ MEHDİ’NİN ŞAKİRDLERİ OLABİLİR. (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s.132)

Bediüzzaman Hazretleri Birinci Şua’da yer alan bu açıklamasında Tevbe Suresi’nin 32. ayetinin ebced hesabının, şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılarak yapılmasından bahsetmektedir. Ayetin, “Allah’ın nurunu üflemekle söndürmek isterler. Allah nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor” cümlesinde yer alan şeddeli lamlar ve mim ikişer sayıldığında ayetin ebced değeri 1910 yapmaktadır. Yani, Üstadımız bundan bir asır sonra ifadesiyle MİLADİ 1910’DAN BİR ASIR SONRA demektedir. 1910’dan bir asır yani 100 yıl sonrası ise 2010’dur.

4. Yetmiş birde (hicri 1371’de – miladi 1952) fecr-i sâdıkı başladı veya başlayacak. Eğer bu fecr-i kâzip de olsa, OTUZ-KIRK SENE (Hicri 1401/H. 1411 – Miladi 1981/M. 1991) SONRA FECR-İ SÂDIK ÇIKACAK. (Hutbeyi Şamiye, Sf. 27)

Üstadımız, Hicri 1371’de Fecri Kazibin, yani İslam aleminin aydınlanmasının başladığını söylüyor. Hicri 1371’den 30 ve 40 sene sonra, yani Hicri 1401 ve Hicri 1411’de asıl aydınlanmanın güç kazanacağını bildiriyor. Burada Üstadımız açık ve net tarihler veriyor, Hz. Mehdi (as)’ın Hicri 1400’lerde faaliyette olduğunu söylüyor.

1371 + 30 = 1401 = 1981

1371 + 40 = 1411 = 1991

5. Evet şimdi olmasa da (Hicri 1371’DEN) 30-40 SENE SONRA fen ve hakiki marifet (hüner, sanat , ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi) ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip, cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp) o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını (gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi (insan sevgisini) o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah YARIM ASIR SONRA onları darmadağın edecek. (Hutbeyi Şamiye, Sf. 30)

Üstadımız, Hicri 1371’den hem 30-40 sene sonra hem de yarım asır sonra yani 50 yıl sonra diyerek Hz. Mehdi (as)’ın hangi tarihte görev başında olacağını söylüyor? Hicri 1400’lerde.

1371 + 30 = 1401 = 1981

1371 + 40 = 1411 = 1991

1371 + 50 = 1421 = 2001

6. Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ Lahikası’nı 1949 yılında kaleme almış ve kendisinden 100 sene yani BİR ASIR SONRA gelecek olan Hz. Mehdi (as), talebeleri ve o dönemdeki insanlara şöyle seslenmiştir:

O vakit ona karşı matbu kitapta böyle cevap vermiş:
Herkese dünya terakkî dünyası olsun; yalnız bizim için mi tedennî dünyasıdır? Öyle mi? İşte, ben de sizinle konuşmayacağım.

Şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım:
EY YÜZDEN tâ üç yüz seneden SONRAKİ YÜKSEK ASRIN ARKASINDA GİZLENMİŞ, SÂKİTÂNE BENİM SÖZÜMÜ DİNLEYEN VE BİR NAZAR-I HAFİYY-İ GAYBÎ (gizli bir bakış ile gayba bakarak) İLE BENİ TEMÂŞÂ (seyreden) EDEN SAİD, HAMZA, ÖMER, OSMAN, YUSUF, AHMED, V.S. SİZE HİTAP EDİYORUM.  TARİH DENİLEN MÂZİ DERELERİNDEN SİZİN YÜKSEK İSTİKBALİNİZE (geleceğinize) UZANAN TELSİZ TELGRAFLA SİZİNLE KONUŞUYORUM. NE YAPAYIM, ACELE ETTİM, KIŞTA GELDİM. SİZ İNŞAALLAH CENNET-ÂSÂ (cennet gibi) BİR BAHARDA GELİRSİNİZ. ŞİMDİ EKİLEN NUR TOHUMLARI ZEMİNİNİZDE ÇİÇEK AÇACAKLAR.

Sizden şunu rica ederim ki, mâzi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit mezarıma uğrayınız. O çiçeklerin birkaç tanesini, mezartaşı denilen, kemiklerimi misafir eden toprağın kapıcısının başına takınız. “EY YÜZ SENE SONRA GELENLER! ‘ŞU KALENİN BAŞINDA BİR MEDRESE-İ NURİYE ÇİÇEĞİNİ YAPINIZ. CİSMEN DİRİLMEMİŞ, FAKAT RUHEN BÂKİ VE GENİŞ BİR HEYETTE YAŞAYAN MEDRESETÜ’Z-ZEHRAYI CİSMANÎ BİR SURETTE BİNA EDİNİZ” DEMEKTİR. Zaten Eski Said ekser hayatı o medresenin hayaliyle gitmiş ve o matbu risalenin 147’nci sayfadan tâ 157’nci sayfaya kadar medresetü’z-zehranın tesisine ve faydalarına dair ehemmiyetli hakikatleri yazmış. (Emirdağ Lahikası, Sayfa 343, 344)

 

7. FAKAT O İLERİDE GELECEK ACİB ŞAHSIN bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı (ordunun geriden gelen emniyet kuvveti) ve o büyük kumandanın pîşdâr (öncü) bir neferi (askeri) olduğumu zannediyorum. (Barla Lahikası, sf. 162)

Bu eserinde Üstadımız, Hz. Mehdi (as)’ın ileride geleceğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Said Nursi Hazretleri “Barla Lahikası”nı 1926 yılında kaleme almıştır, yani bu sözleriyle bu tarihten çok ilerideki bir dönemden, kendisinden sonraki asırdan bahsetmektedir. Kendisinin Hz. Mehdi (as)’ın öncüsü ve ona zemin hazırlayan bir hizmetkarı olduğunu söyleyerek bir diğer yönden de kendisinin ahir zamanın büyük Mehdisi olmadığını, ancak ona zemin hazırlayan, onun zuhurundan önce ona öncülük eden bir yardımcısı olduğunu açıkça söylemektedir.

8. TÂ AHİR ZAMANDA, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri, yani Mehdî ve şakirdleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirirve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz. (Kastamonu Lahikası, Sayfa 72)

Üstadımız, Kastamonu Lahikası’nı 1936 yılında hazırlamıştır. Bu eserinde “ta ahir zamanda….” ifadesiyle Risale-i Nur’un asıl sahipleri olarak nitelendirdiği Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin kendisinden çok daha sonraki bir vakitte, yani kendisinden sonraki yüzyılda geleceklerini ifade etmiştir.

Görüldüğü gibi, Üstadımız Risale-i Nur’da yüzlerce sayfa Hz. Mehdi (as)’ı anlatmışken, defalarca, ayrı ayrı Hz. Mehdi (as) Hicri 1400’de gelecek demişken, Risale-i Nur’da “Hz. Mehdi (as)’ın gelişi, zamanı belli değildir” demek samimi bir davranış değildir.

Hz. Mehdi (As)’In “Hakim” Olmasının Manası “Filozof” Olması Değil, Tüm Dünyada Adalete Vesile Olmasıdır


Nur Talebelerinden Mehmet Ali Kaya kitabının 277. sayfasında Hz. Mehdi (as)’ın hakimlik vasfıyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır:

“Hakim, bilge ve hikmet sahibi anlamına gelir. Eskiler buna filozof derlerdi. Bu yönüyle Bediüzzaman o derece büyük bir hakim ve düşünürdür ki Mehmet Akif Ersoy ve Ali Ulvi Kurucu gibi alimler, Nurettin Topçu gibi felsefeciler “Sokrat ve Eflatun felsefede Said Nursi’nin ancak talebesi olabilirler” demişlerdir…” (Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 227)

ÜSTADIMIZ MEHDİ (AS)’IN HAKİM OLACAĞINI SÖYLERKEN ONUN FİLOZOF OLACAĞINDAN BAHSETMEMEKTEDİR. “HZ. MEHDİ (AS) HAKİM SIFATIYLA TÜM DÜNYADA ADALETİ SAĞLAYACAK” DEMEKTEDİR.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 13. Asrın müceddidi ve en değerli mütefekkiridir. Bu doğrudur. Bu yönüyle Üstad Hazretleri Hicri 13. asrın Mehdisi’dir. Ancak ahir zamanın büyük mehdisi değildir. Ahir zamanın büyük mehdisi hakimlik vasfını yani adaletle hükmetme vasfını kusursuzca yerine getirip, tüm insanlar üzerinde hak ve adalet sağlayacak ve Kuran ahlakını, Peygamberimiz (sav)’in sünnet-i seniyyesini en güzel şekilde tatbik edecektir.

Hakim kelimesinin sözlükte geçen anlamları şunlardır:

HAKİM

Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden.
Memleketi idare eden.
Mahkeme reisi.
Üstte bulunan.
Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

Elbette bu kelimenin anlamları arasında, “bilge ve hikmet sahibi olmak da” vardır, ancak Üstadımız’ın “Mehdi (as)’ın hakim olacağını” anlatırken kast ettiği mana bu değildir.

Bediüzzaman Hazretleri, “Mehdi (as)’ın hem en büyük müçtehid, hem en büyük müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem kutbu azam, hem mürşid” olduğunu söylemekte ve Hz. Mehdi (as)’ın bu vasfını tüm dünyanın göreceğini ve şahit olacağını Şualar’da şöyle ifade etmektedir:

Elbette âhir zamanda, İslam dininin, Kuran-ı Kerim’in ve Hz. Muhammed (sav)’in sünnetinin canlandırılmasıyla, ilanı ile, hükümlerinin yerine getirilmesiyle, BAŞKUMANDANLARI OLAN BÜYÜK MEHDÎNİN KUSURSUZ ADALETİNİ VE HAKKA UYGUNLUĞUNU DÜNYAYA GÖSTERMELERİ gayet mâkul olmakla beraber, gayet lâzım ve gerekli ve sosyal hayattaki prensiplerin gereğidir. (Şualar, 510)

Bediüzzaman Hazretleri burada “Büyük Mehdi’nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini tüm dünya görecektir” demektedir. Demek ki, Mehdi (as) vesilesiyle tüm dünyaya adalet ve hak hakim olacak ve tüm dünya bu güzelliğe şahitlik edecektir.

Bir filozofun ise böyle bir sorumluluğu hiçbir zaman yoktur. Filozoflar toplumun öne çıkmış fikir adamlarıdır. Filozoflar canlılığın varoluş nedenlerini, ruhun varlığını, bilginin oluşum şeklini araştıran kişilerdir. Ancak bir filozofun Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi hakimlik vasfıyla tüm dünyada adaleti ve hakkaniyeti sağlama gibi bir sorumluluğu yoktur. Oysa Bediüzzaman Hazretleri’nin anlatımında, Hz. Mehdi (as)’ın net olarak hakimlik sıfatı olacağı görülmektedir. Hz. Mehdi (as) bu vasıfları ile, öyle bir tecelli edecektir ki Hicri 1400 içinde yaşayan insanlar onun bu vasıflarını aleni bir şekilde görecek ve onun ahir zamanın mehdisi olduğuna tam kanaat getireceklerdir. Hz. Mehdi (as) diyanete, siyasete, beşeriyete, saltanata manen hakim yetkisiyle yön verecek ve insanlar arasında muhteşem bir adaletle ve hakkaniyetle tecelli edecektir.

Peygamberimiz (sav) de, Hz. Mehdi (as)’ı anlattığı hadislerinde Hz. Mehdi (as)’ın tüm dünyaya adalet dağıtacağını ve hakimlik yetkisi olacağını bildirmiştir.

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, O YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAK. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Hz. Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, ONU DOĞRULUK VE ADALETLE DOLDURUR. (Süneni-i Ebu Davud, 5/93)

HZ. MEHDİ’NİN ZAMANINDA ADALET O KADAR BOL OLACAK Kİ, zorla alınan her mal sahibine geri iade edilecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

İnsanlar, balarılarının beyleri etrafından toplanması gibi, Hz. Mehdi’nin çevresinde toplanırlar. DAHA ÖNCE ZULÜMLE DOLU OLAN DÜNYAYI, O ADALETLE DOLDURUR. ADALETİ O DENLİ OLUR Kİ, UYKUDA OLAN BİR KİMSE DAHİ UYANDIRILMAZ VE BİR DAMLA KAN BİLE AKITILMAZ. DÜNYA, ADETA ASR-I SAADET DEVRİNE GERİ DÖNER. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)

Üstad Hazretleri “Hz. Mehdi (as) hakim olacak” derken, Mehdi (as)’ın hakimlik görevi gereği olarak toplumlar üzerinde kusursuz bir adalet dağıtıcısı olacağını ve tüm dünyanın bu hakimlik sıfatına şahit olacağını da ifade etmiştir. Hz. Mehdi (as)’ın bir filozof değil, ülkeler, toplumlar ve insanlar arasında adaleti sağlayacak adil bir hakim olacağını çok açık bir şekilde netleştirmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin ömrünün 30’dan fazla yılı hapishanelerde ve sürgünlerde geçmiştir. Bu çok şerefli bir konumdur, ancak Üstadımız hiçbir zaman toplum üzerinde adaleti uygulama yetkisine ve imkanına sahip olamamıştır. Üstadımız, İslam aleminin büyük kumandanı vasfını almamış, tüm mezhepler, tüm cemaatler, tüm Müslümanlar Bediüzzaman Hazretleri’nin etrafında toplanmamıştır. Üstadımız vesilesiyle adaletin tüm dünyaya yerleşmesi söz konusu olmamıştır. Yeryüzünde zulüm son bulmamış, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de ve İslam aleminin dört bir yanında fitneler devam etmiştir.

mehdi

%d blogcu bunu beğendi: