Blog Arşivleri

Hz. Mehdi (As)’In Kendisine Program Edineceği Bir Eserden” Bahsetmektedir


Bediüzzaman Hazretleri, “Hz. Mehdi (As)’In Kendisine Program Edineceği Bir Eserden” Bahsetmektedir. Eğer İddia Edildiği Gibi Üstadımız Mehdi İse, Söz Konusu Bu Eser Nedir? Bediüzzaman Hazretleri Hangi Eseri Kendisi Hazır Bir Program Edinmiştir?

“O ZÂT , O TAİFENİN (O TOPLULUĞUN) UZUN TEDKİKATI (UZUN ARAŞTIRMALARI, İNCELEMELERİ) İLE YAZDIKLARI ESERİ KENDİNE HAZIR BİR PROGRAM YAPACAK, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak. Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir (öğrencilerdir). Ne kadar da az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.”

O zât, o taifenin (o topluluğun) uzun tedkikatı (uzun araştırmaları, incelemeleri) ile…

Bediüzzaman Hazretleri burada uzun araştırmalar ve incelemeler yapan bir araştırma grubundan bahsetmiştir. Bediüzzaman’ın UZUN araştırma ve incelemeler demesi, bu çalışmaların oldukça kapsamlı, detaylı, uzun zaman alan araştırmalar olduğu anlamına gelmektedir ki bu bilim insanlarının işidir.

yazdıkları eseri…

Bediüzzaman Hazretleri, bu insanların uzun araştırma ve incelemeler sonucunda elde ettikleri verileri yazılı hale getirdiklerine dikkat çekmektedir. Yani Üstadımız BİLİMSEL ESERLERDEN bahsetmektedir.

Ayrıca Üstadımzı, uzun araştırma yapan bir veya birkaç şahıstan değil, bir topluluktan bahsetmektedir. Yani Üstadımız, ÇOK SAYIDA BİLİM ADAMININ UZUN ARAŞTIRMALAR SONUCU YAZDIKLARI ESERLERDEN BAHSETMEKTEDİR.

Kendine hazır bir program yapacak….

“Hazır” bir program yapmak, Hz. Mehdi (as)’ın söz konusu olan bu bilimsel eserlerdeki bilgileri HAZIR OLARAK ALIP KULLANACAĞI, yani BİLİMSEL ESERLERDEN ALINTILAR YAPACAĞI anlamına gelir.

Ayrıca Üstadımız, Hz. Mehdi (as)’ın bu bilgileri kendine bir “PROGRAM” yapacağını da vurgulamaktadır. Bilindiği gibi program, izlenecek yolu belirleme anlamına gelir. Demek ki Hz. Mehdi (as)’ın bilimsel araştırmalara dayalı olarak hazırladığı eserlerinde anlattığı konu, Hz. MEHDİ (AS)’IN “İZLEDİĞİ YOL” OLACAKTIR.  YANİ  ÜZERİNDE DURDUĞU, SAVUNDUĞU VE ANLATTIĞI “ANA KONU” OLACAKTIR.

Bu durumda, “Bediüzzaman Hazretleri ahir zamanın Büyük Mehdisi’dir” diyen Nur Talebesi kardeşlerimizin şu soruya cevap vermesi gerekir:

Bediüzzaman Hazretleri, eserlerini hazırlarken HANGİ TOPLULUĞUN, HANGİ BİLİM İNSANLARININ ARAŞTIRMALARINI hazır olarak alıp kullanmıştır?

Hangi bilimsel eserlerden olduğu gibi, HAZIR OLARAK ALINTILAR YAPMIŞTIR?

Bediüzzaman Hazretleri, hangi alıntılarla hazırladığı eseri KENDİNE HAZIR BİR PROGRAM HALİNE GETİRMİŞTİR?

Dahası BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ HAZIR BİR PROGRAM UYGULAMIŞ MIDIR?

UYGULAMIŞSA HANGİ PROGRAMI UYGULAMIŞTIR?

Açıktır ki, Bediüzzaman Hazretleri herhangi bir eseri kendisine program yapmamıştır. Bunu yapacak olan Hz. Mehdi (as)’dır.

Reklamlar

Hz. Mehdi (As)’In “Hakim” Olmasının Manası “Filozof” Olması Değil, Tüm Dünyada Adalete Vesile Olmasıdır


Nur Talebelerinden Mehmet Ali Kaya kitabının 277. sayfasında Hz. Mehdi (as)’ın hakimlik vasfıyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır:

“Hakim, bilge ve hikmet sahibi anlamına gelir. Eskiler buna filozof derlerdi. Bu yönüyle Bediüzzaman o derece büyük bir hakim ve düşünürdür ki Mehmet Akif Ersoy ve Ali Ulvi Kurucu gibi alimler, Nurettin Topçu gibi felsefeciler “Sokrat ve Eflatun felsefede Said Nursi’nin ancak talebesi olabilirler” demişlerdir…” (Asırların Rehberleri Mücedditler, sf. 227)

ÜSTADIMIZ MEHDİ (AS)’IN HAKİM OLACAĞINI SÖYLERKEN ONUN FİLOZOF OLACAĞINDAN BAHSETMEMEKTEDİR. “HZ. MEHDİ (AS) HAKİM SIFATIYLA TÜM DÜNYADA ADALETİ SAĞLAYACAK” DEMEKTEDİR.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hicri 13. Asrın müceddidi ve en değerli mütefekkiridir. Bu doğrudur. Bu yönüyle Üstad Hazretleri Hicri 13. asrın Mehdisi’dir. Ancak ahir zamanın büyük mehdisi değildir. Ahir zamanın büyük mehdisi hakimlik vasfını yani adaletle hükmetme vasfını kusursuzca yerine getirip, tüm insanlar üzerinde hak ve adalet sağlayacak ve Kuran ahlakını, Peygamberimiz (sav)’in sünnet-i seniyyesini en güzel şekilde tatbik edecektir.

Hakim kelimesinin sözlükte geçen anlamları şunlardır:

HAKİM

Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden.
Memleketi idare eden.
Mahkeme reisi.
Üstte bulunan.
Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.

Elbette bu kelimenin anlamları arasında, “bilge ve hikmet sahibi olmak da” vardır, ancak Üstadımız’ın “Mehdi (as)’ın hakim olacağını” anlatırken kast ettiği mana bu değildir.

Bediüzzaman Hazretleri, “Mehdi (as)’ın hem en büyük müçtehid, hem en büyük müceddid, hem hakim, hem mehdi, hem kutbu azam, hem mürşid” olduğunu söylemekte ve Hz. Mehdi (as)’ın bu vasfını tüm dünyanın göreceğini ve şahit olacağını Şualar’da şöyle ifade etmektedir:

Elbette âhir zamanda, İslam dininin, Kuran-ı Kerim’in ve Hz. Muhammed (sav)’in sünnetinin canlandırılmasıyla, ilanı ile, hükümlerinin yerine getirilmesiyle, BAŞKUMANDANLARI OLAN BÜYÜK MEHDÎNİN KUSURSUZ ADALETİNİ VE HAKKA UYGUNLUĞUNU DÜNYAYA GÖSTERMELERİ gayet mâkul olmakla beraber, gayet lâzım ve gerekli ve sosyal hayattaki prensiplerin gereğidir. (Şualar, 510)

Bediüzzaman Hazretleri burada “Büyük Mehdi’nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetini tüm dünya görecektir” demektedir. Demek ki, Mehdi (as) vesilesiyle tüm dünyaya adalet ve hak hakim olacak ve tüm dünya bu güzelliğe şahitlik edecektir.

Bir filozofun ise böyle bir sorumluluğu hiçbir zaman yoktur. Filozoflar toplumun öne çıkmış fikir adamlarıdır. Filozoflar canlılığın varoluş nedenlerini, ruhun varlığını, bilginin oluşum şeklini araştıran kişilerdir. Ancak bir filozofun Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi hakimlik vasfıyla tüm dünyada adaleti ve hakkaniyeti sağlama gibi bir sorumluluğu yoktur. Oysa Bediüzzaman Hazretleri’nin anlatımında, Hz. Mehdi (as)’ın net olarak hakimlik sıfatı olacağı görülmektedir. Hz. Mehdi (as) bu vasıfları ile, öyle bir tecelli edecektir ki Hicri 1400 içinde yaşayan insanlar onun bu vasıflarını aleni bir şekilde görecek ve onun ahir zamanın mehdisi olduğuna tam kanaat getireceklerdir. Hz. Mehdi (as) diyanete, siyasete, beşeriyete, saltanata manen hakim yetkisiyle yön verecek ve insanlar arasında muhteşem bir adaletle ve hakkaniyetle tecelli edecektir.

Peygamberimiz (sav) de, Hz. Mehdi (as)’ı anlattığı hadislerinde Hz. Mehdi (as)’ın tüm dünyaya adalet dağıtacağını ve hakimlik yetkisi olacağını bildirmiştir.

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah benim Ehl-i Beyt’imden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, O YERYÜZÜNÜ ADALETLE DOLDURACAK. (Sünen-i Ebu Davud, 5/92)

Hz. Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, ONU DOĞRULUK VE ADALETLE DOLDURUR. (Süneni-i Ebu Davud, 5/93)

HZ. MEHDİ’NİN ZAMANINDA ADALET O KADAR BOL OLACAK Kİ, zorla alınan her mal sahibine geri iade edilecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 23)

İnsanlar, balarılarının beyleri etrafından toplanması gibi, Hz. Mehdi’nin çevresinde toplanırlar. DAHA ÖNCE ZULÜMLE DOLU OLAN DÜNYAYI, O ADALETLE DOLDURUR. ADALETİ O DENLİ OLUR Kİ, UYKUDA OLAN BİR KİMSE DAHİ UYANDIRILMAZ VE BİR DAMLA KAN BİLE AKITILMAZ. DÜNYA, ADETA ASR-I SAADET DEVRİNE GERİ DÖNER. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 29)

Üstad Hazretleri “Hz. Mehdi (as) hakim olacak” derken, Mehdi (as)’ın hakimlik görevi gereği olarak toplumlar üzerinde kusursuz bir adalet dağıtıcısı olacağını ve tüm dünyanın bu hakimlik sıfatına şahit olacağını da ifade etmiştir. Hz. Mehdi (as)’ın bir filozof değil, ülkeler, toplumlar ve insanlar arasında adaleti sağlayacak adil bir hakim olacağını çok açık bir şekilde netleştirmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri’nin ömrünün 30’dan fazla yılı hapishanelerde ve sürgünlerde geçmiştir. Bu çok şerefli bir konumdur, ancak Üstadımız hiçbir zaman toplum üzerinde adaleti uygulama yetkisine ve imkanına sahip olamamıştır. Üstadımız, İslam aleminin büyük kumandanı vasfını almamış, tüm mezhepler, tüm cemaatler, tüm Müslümanlar Bediüzzaman Hazretleri’nin etrafında toplanmamıştır. Üstadımız vesilesiyle adaletin tüm dünyaya yerleşmesi söz konusu olmamıştır. Yeryüzünde zulüm son bulmamış, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de ve İslam aleminin dört bir yanında fitneler devam etmiştir.

mehdi

%d blogcu bunu beğendi: