Bediüzzamanın Gayesi

İnsanlar üzerinde ciddi tesir uyandıran bir fikir adamının, hangi açılardan insanları etkilediğini anlamak için öncelikle; onun gayesini ve aksiyon tarzını incelemek uygun olacaktır.

Bu çalışmamızda, dünyada sayısı milyonları aşan ciddi bir kitleyi etkileyen ve hakkında bugüne kadar pek çok şeyin yazılıp anlatıldığı ünlü İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi’nin gayesini ve gayesini uygulamaya geçirirken takip ettiği metotlarını inceleyeceğiz. Bu incelemeyi yaparken de kendi eserlerindeki ifadelerine yer vermeye çalışacağız.

Amacımız bu büyük düşünürün, uluslararası çapta meydana getirdiği ilmi ve dini hareketin kaynağının daha iyi anlaşılmasına vesile olmaktır.

Çalışma iki bölümden oluşacaktır. İlk bölümde Bediüzzaman’ın gayesinin ne olduğu üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde ise gayesini tahakkuk ettirmek için ön gördüğü temel prensipler ve metotlar, maddeler halinde sunulacaktır.

1. Bölüm: Bediüzzaman’ın Gayesi

Bediüzzaman Said Nursi’nin ana gayesini; “Allah rızası için, ila-yı kelimetullah uğrunda çalışmak” şeklinde özetlemek mümkündür. Zaten hayatını Hazret-i Peygamberin davasına adayan birisinin başka hangi gayesi olabilir? Bediüzzaman Said Nursi’nin bu gayesini eserlerinin farklı yerlerindeki ifadelerinde görmek mümkündür. Bu ifadelerinden faydalanarak burada gayesini beş başlık altında inceleyeceğiz:

1.1. Allah’ın Rızası Dairesinde İman Hizmeti Yapmak

Bediüzzaman, hizmetinin temellerini ihlâs sütunları üzerine bina eder. Risale-i Nur’un esasını; kusurunu bilmekle mahviyetkarane, yalnız Allah rızası için rekabetsiz hizmet etmek olarak tanımlar.[1] İman hakikatlerine Nur Risaleleri ile hizmet etmenin kâinatta hiçbir şeye alet olamayacağını ve rıza-yı İlahiden başka bir gayesi olamayacağının altını çizer.[2] Allah rızası uğruna her fedakârlığı göze alır. “Ben maddî ve mânevî her şeyimi feda ettim, her musibete katlandım, her işkenceye sabrettim.” diyerek, bu çileli sürece göğüs germenin neticesinde iman hakikatlerinin her yere ulaştığını ifade eder.[3]

1.2. Müminlerin İmanlarını Muhafaza Etmek ve Şüphelerden Kurtarmak

Bediüzzaman, öğrencileri ile yazışmalarında özellikle imanı kurtarmanın önemi üzerinde çok durmaktadır. Her bir talebenin vazifesinin önce kendi imanını kurtarmak, sonra da başkasının imanını kurtarmaya çalışmak olduğunu ifade etmektedir.[4]

1.3. Dinsizliğe Karşı İlmi Mücadele Etmek

Bediüzzaman’a göre “bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir dalâletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir.[5] Çünkü bu zaman eski zamana benzememektedir. “Eski zamanda, dalâlet, cehaletten geliyordu. Bunun yok edilmesi kolaydı. Bu zamanda dalâlet—Kur’ân ve İslâmiyete ve imâna taarruz—fen ve felsefe ve ilimden geliyor. Bunun izalesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım, binden bir bulunuyordu; bulunanlardan da, ancak binden biri, irşad ile yola gelebilirdi..[6] der.

Bu tahlil sonucunda Risale-i Nur’la külli problemlerin çözümlerini üretmeye çalışır ve bin yıldır İslam aleyhine biriken şüpheleri izale eder. Ehl-i imanın eline kuvvetli deliller verir.[7]

1.4. Müminlerin Birlik ve Beraberliğini Sağlamak

Bediüzzaman âlem-i İslam’ın manevi dertlerine derman yetiştirmeye çalıştığı gibi, aynı zamanda ihtilaflar ve iftirakların meydana getirdiği problemlere de derman yetiştirmeyi, davasında gaye olarak belirlemiştir. Bu gaye ile kaleme aldığı ve mü’minlere yol gösterecek pek çok reçetesi vardır.

Mü’minlerin, düşmanlarının esareti altına girmemek için akıllarını başlarına alıp birlik ve beraberlik için de hareket etmelerini söyler. Yoksa ihtiraslarına esir olup, birlik ve beraberlik yerine ihtilafa devam edenlerin, birbirleri ile olan boğuşmaları neticesinde kuvvetlerinin hiçe ineceği ve düşmanlarına kolay lokma olacaklarını anlatır.[8]

1.5. Anarşistliğe Karşı Manevi Setler Oluşturmak

Bediüzzaman, yirminci yüzyılın başlarında, bütün dünyada çığ gibi büyüyen temeli materyalist felsefeye dayalı fikir akımlarına karşı büyük bir fikri mücadele vermiştir.[9] Özellikle komünizm gibi, -mukaddes değerlere savaş açan- fikir akımlarının temel dayanaklarını, eserlerinde -iddiaları zikretmeden- cevaplar ve çürütür.

Örneğin komünizmin iktisadi çözümleri yerine Bediüzzaman, İslam’ın zekât müessesesini savunur ve her türlü israfın önünü alarak iktisadi kalkınmayı ders veren “İktisat Risalesi”ni telif eder. Diğer taraftan özellikle materyalist fikir akımlarının temelinde yatan inkâr teorilerine karşı başta “Tabiat Risalesi” olmak üzere pek çok eserler telif ederek bu zararlı fikir akımlarıyla mücadele eder. Bu mücadelesinde başarılı da olur. Çünkü komünist Rusya başta olmak üzere pek çok komünist ve faşist devletin etkisi altında olan Türkiye, Bediüzzaman’ın halkı şuurlandırması neticesinde bu fikir akımlarından kahir ekseriyetle uzak durmuşlardır.

 

 

2. Bölüm: Bediüzzaman’ın Hizmet Metodu

Bediüzzaman Said Nursi’nin birinci bölümde özetlenen gayesine ulaşmak için hangi metotlar çerçevesinde hareket ettiğini başlıklar altında değerlendirmeye çalışacağız.

2.1. Kaynağı Kur’an’dır.

Bediüzzaman eserlerinde kaynak olarak doğrudan Kur’an’ı esas almıştır. Çünkü eserler yazıldığı zaman herhangi bir kaynağa müracaat etme imkânı yoktu. [10] Zira eserlerin çoğu hapishanelerde, tarassutlar altında, göz altılarda, ev hapislerinde veya bahçelerde, dağ zirvelerinde, ağaç dalları arasında yazılıyordu.[11] Bu mekânlarda herhangi bir eseri bulundurma imkânı olmadığı için sadece Kur’an’ı üstad olarak benimsemiş ve memba olarak tanımıştır. Diğer taraftan, Eski Said diye adlandırdığı gençlik dönemlerinde, bir Üstad arama meyli oluşmuş, bu meyil neticesinde Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani gibi büyük mürşidlerin eserlerini mütalaa ederken, eserlerden aldığı ders ile en büyük üstadın Kur’an olduğu ve en doğru irşad yolunun Kur’an’ın tâkip ettiği yol olduğu dersini almıştır.[12]

2.2. Kendisini geri plana alarak, eserlerini nazara verir.

Said Nursi, hayattayken kendisini ziyaret edenlere söyleyip[13], eserlerinde de sık sık vurguladığı gibi kendi şahsının merci olarak kabul edilmesini istememiş, eserlerini nazara vermiştir. Risale-i Nur’u okumanın, kendisi ile görüşmekten on kat daha faydalı olduğunu söylemiştir.[14]

Kendi şahsını mecri olarak göstermemesinin hikmetlerini eserlerinin farklı yerlerinden şöyle özetleyebiliriz:

1. Bir eserdeki güzellikler, eserin yazarındaki meziyetlerde aranır, hâlbuki Bediüzzaman Said Nursi kendisini bu eserlerin kaynağı olarak görmediğinden, eserlerin tek kaynağının Kur’an olduğunu bildiğinden kendisini aradan çıkarıp, eserindeki güzelliklerin Kur’an’a ait olduğunun bilinmesini ister.[15]

2. Şahısların fani, eserlerin ise baki olduğunu; dolayısı ile şahısların çekilmesinin ardından hizmetin devam edebilmesi için şahıslara değil, baki olan eserlere bağlanmanın gerekliliğini vurgular.[16]

3. Bu zamanın cemaat zamanı olduğunu, inkârın şahs-ı manevi ile hücumuna karşı, ehl-i imanın da şahs-ı manevi ile karşı koymalarının gereğini vurgular. İstikbalde kendisinden ziyade eserlerinin etrafında oluşan şahs-ı manevinin hizmet edeceğini nazara verir.[17]

4. Risale-i Nur’daki hakikatler, kendisiyle görüşmeye ihtiyaç bırakmamıştır. Çünkü görüşmeye gelenler Kur’an ve ahiret için gelmektedirler. Bu konularda da her türlü malumatı Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatı’nda kaleme almıştır. [18]

2.3. Acz, fakr, şefkat ve tefekkür yoğunluklu bir yol takip eder.

Bediüzzaman, kul ile Allah arasında irtibatı kuvvetleştirmek için tarikatların sunduğu yolların haricinde; Kur’an’dan ders alarak farklı bir yol açtığını ifade eder. Açtığı bu yeni yol; acz, fakr, şefkat ve tefekkür esasları üzerine bina edilmiştir.

Tarikatlarla ilgili “Telvihat-ı Tis’a” ismini verdiği eserinin sonundaki “Zeyl” başlıklı bölümde, yukarıda bahsettiğimiz; Kur’andan istifade ederek tesis ettiği hakikat yolunun esaslarını izah ederken; “…acz dahi, aşk gibi, belki daha eslem bir tariktir ki, ubûdiyet tarikiyle mahbubiyete kadar gider. Fakr dahi Rahmân ismine isal eder. Hem şefkat dahi, aşk gibi, belki daha keskin ve daha geniş bir tariktir ki, Rahîm ismine isal eder. Hem tefekkür dahi, aşk gibi, belki daha zengin, daha parlak, daha geniş bir tariktir ki, Hakîm ismine isal eder.”[19] şeklinde bu dört esası özetlemektedir.

2.4. Hizmetini ihlâs ve uhuvvet sütunları üzerine bina eder.

Bediüzzaman, İhlâs ve uhuvvet konularını eserlerinde müstesna bir yere oturtmuş ve hiçbir eserine vermediği kadar önemi Yirmi Birinci Lem’a olan İhlâs Risalesi’ne[20] vererek en az on beş günde bir defa okunmasını tavsiye etmiştir. Bu risalenin ana teması, talebeleri arasında samimi bir irtibat sağlamak ve amelin ruhu hükmünde olan niyetlere Allah rızasını esas maksat olarak yerleştirmektir.

2.5. Sosyal hayatın bütün tabakalarını kapsayacak bir hizmet metodu sunar.

Bediüzzaman Hazretleri’nin yazmış olduğu eserler halkın her kesiminden insanlara hitap etmiştir. Bediüzzaman’ın talebeleriyle yazışmalarından oluşan “Lahika Mektupları”nda kadın erkek, genç, ihtiyar ve çocuktan tutun, işçi, memur, asker, doktor ve talebeden, milletvekiline kadar, sosyal hayatın hemen hemen her kesiminden insanlar bulmak mümkündür.

Diğer taraftan, toplumun farklı kesimlerinin maddi ve manevi dertlerine deva olacak sosyal ve iktisadi reçeteler sunduğundan, eserleri her kesimden okuyucu bulmuştur. Örneğin, hastalar ve musibete maruz kalanlar için Hastalar Risalesi, hanımlar için Hanımlar Rehberi, gençler için Gençlik Rehberi ve Asa-yı Musa, yaşlılar için İhtiyarlar Risalesi, tasarruf için İktisat Risalesi gibi toplumun hemen hemen her kesimine ve her ihtiyacına hitap eden eserler telif etmiştir.

2.6. İnananlar için dünya ve ahiret dengesini sağlayacak bir yaşam modeli sunar.

Dünyevileşmenin zirvede olduğu bu asırda, insanları bütün bütün dünyadan uzaklaştıracak bir atmosfere sokmak umuma hitap etmeyen bir hizmet metodu olurdu. Bunun şuurunda olan Bediüzzaman, bu asrın dünyaya müptela olan insanlarına tatbiki en kolay bir hizmet metodu sunmuştur.

Örneğin, ubudiyet temposunun yoğun olduğu tarikat meslekleri yerine, Kur’an’dan ve sünnetten istifade ile bu asır insanının daha rahat uygulayabileceği bir ubudiyet programı oluşturmak adına şöyle der:

Risale-i Nur, ibadet yerinde, ilim içinde hakikate bir yol açmış; sülûk ve evrad yerinde, mantıkî burhanlarla ilmî hüccetler içinde hakikatü’l-hakaike yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarikat yerinde, doğrudan doğruya ilm-i kelâm içinde ve ilm-i akîde ve usûlü’d-din içinde bir velâyet-i kübrâ yolunu açmış ki, bu asrın hakikat ve tarikat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalâletlere galebe ediyor, meydandadır.[21

İbadeti ise şöyle formüle eder: “… ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.[22] Bir başka yerde ise “bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur.” buyurmaktadır. Yani çok nafile ibadet yerine takvayı esas tutup, haramlardan uzak durup, farzlar ile ibadetin özüne yoğunlaşmayı tavsiye eder.

2.7. Hakikatleri temsillerle izah eder.

Bediüzzaman’ın eserleri, Kur’an’ın bu asrın idrakine uygun bir tefsiridir. Eserlerinde genel tefsir usulünden farklı olarak ayet ayet yapılan tefsirler yerine asrın ihtiyacına göre ilgili ayetleri tespit edip bu ayetlerdeki hakikatleri genellikle temsil metodu ile anlatmayı tercih etmiştir.

Bu şekilde mantık ve muhakemeyi beraber işlettirmiş, en uzak hakikatler temsillerin dürbünüyle yakınlaştırılmış, en dağınık meseleler temsillerin toplayıcı üslubuyla toplanmış, en yüksek meselelere ulaşmak için temsiller birer merdiven olmuştur. Bu şekilde en gaybi meselelerin bile anlaşılması gayet kolaylaşmış, akıl, vehim, hayal, nefis, heva ve hatta şeytan bile teslime mecbur bırakılmıştır. [23]

2.8. Eserlerinde aklı ve kalbi beraber tatmin edecek bir ikna yolunu kullanır.

Bediüzzaman eserlerinde, yalnızca kalbi tatmin eden ehl-i tasavvufun veya sadece aklı ikna eden ehl-i felsefinin yaklaşımları yerine hem aklı hem de kalbi beraber tatmin edecek bir ikna metodu kullanmıştır. [24]

2.9. Manevi cihad ile asayişi muhafaza ve emniyeti temin eden bir hareket tesis etmiştir.

Bediüzzaman, bu asrın cihad metodunun ilme ve iknaya dayalı manevi cihad olduğunu, özellikle ehl-i imanın kendi aralarındaki mücadelenin maddi değil, manevi olarak yapılması gerektiğini vurgular.[25] Vefatından önce talebelerine verdiği en son derste de yine asayişin muhafazasına yardım etmeyi, menfi, yani çatışmacı tavırlardan uzak durmayı öğütlemiştir. [26]

2.10. Eserleri, okuyucularında kutsal davaya hizmet hissini tahrik edici bir infial meydana getirir, şahs-ı maneviyi tesis eder.

Bediüzzaman, eserlerini kaleme alırken “bu eserlerle dini bir cemaat kurmak” gayesi ile hareket etmemiştir.[27]Kaleme alınan ve çoğaltılmaya başlanan eserler etrafında bir şahs-ı manevi tesis edilmiştir.[28] Okuyanlar başkalarının da okumasına vesile olmuşlardır. O dönemde dini eserlerin basımı yasak olduğundan, el yazıları ile çoğaltmışlardır. Bu şekilde altı yüz bin nüsha, el yazısı kitap yazılıp, ülkenin her tarafına yayılmıştır.[29]

2.11. Siyasetten uzak durmuştur.

Bediüzzaman, kendi hayatını iki ana döneme ayırır. Bu iki dönem arasındaki en büyük fark, Eski Said diye adlandırdığı dönemde, siyaset yoluyla İslam’a hizmet etmeyi planlaması ve bu uğurda çalışmasıdır. Ancak Yeni Said diye adlandırdığı hayatının ikinci döneminde siyasetten tamamen uzak, tamamen iman ve Kur’an hakikatlerine yoğunlaşmış bir hizmet metodu takip etmiştir.[30]

Siyasete karışmamasının nedenini; siyaset dairelerinde; hem bulunduğu tarafta, hem de muhalifte iman hakikatlerine muhtaçların bulunduğu, eğer bir siyasi partiye taraftar olursa bu defa muhalif olanların iman hakikatlerine karşı uzak duracağından dolayı siyasetten uzak durmuştur. [31]

Diğer taraftan siyasi boğuşmalarda bazen zalimlerin yanında, masumların da zulme uğradıklarını ifade eden Bediüzzaman, böyle bir tavırdan Kur’an’ın kendisini men ettiğini ifade eder.[32]

2.12. Yaptığı hizmete karşılık olarak dünyevi veya uhrevi hiçbir ücret istememiştir.

Bediüzzaman dine hizmette maddi ve manevi ücretlerden fedakârlık etmiştir. Kendi medrese eğitimi gördüğü dönem de dâhil olmak üzere bütün ömrü boyunca zekât kabul etmemiş, kendisine gelen hediyeler de dâhil olmak üzere karşılıksız bir şey almamaya özen göstermiştir.

Mektubat adlı eserinde maddi hediyeleri almamasının nedenlerini açıklamıştır. [33] Bu açıklamasını aşağıdaki maddeler halinde özetlemek mümkündür:

1. Bazı insanların din âlimlerini; dini ve ilmi geçim kaynağı olarak gördükleri şeklindeki iddialarına karşı, fiili bir tavır gösterip onları yalanlamıştır.

2. Peygamberlerin Kur’an’da sık sık vurgulanan, tebliğ vazifelerine karşılık maddi ve manevi ücret istemediklerine işaret eden “Benim mükâfâtımı vermek ancak Allah’a aittir.[34] ve “Doğru yolda olan ve sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere tâbi olun.[35] ayetlerini kendine rehber etmiştir.

3. Verenin Allah namına vermesinin, alanın da Allah namına almasının gerektiğini ancak, bazen veren veya alanın gaflet ettiğini, Allah namına değil de, nefis namına hareket ettiğini, bunun da zekâtı veya sadakayı ifsat edeceğini ifade eder.

4. Tevekkül ve kanaat ile en büyük zenginliğe ulaştığı için insanlardan gelen hediyelere ihtiyacı olmadığı vurgular.

5. Hediyeleri almaya manevi bir yasak olduğunu ifade eder. Delil olarak da ne zaman dışarıdan birisi bir yemek getirirse, yedikten hemen sonra rahatsız olduğunu söyler.

6. İbn-i Hacer’in “Salâhat niyetiyle sana verilen birşey sâlih olmazsan kabul etmek haramdır.”[36]sözlerini söyleyip, kendini salih bilmediği için bu hediyeleri almasının uygun olmadığını ifade eder.

Yukarıda özetlediğimiz gerekçelere dayanarak maddi ücretlerden ve hediyelerden istiğna etmiştir. Aynı şekilde manevi ücretlerden de fedakârlık ederek, eşine az rastlanır bir fedakârlık örneği göstermiştir:

“Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür ediyorum ki, beni kendime beğendirmemesinden, ben öyle şahsî ve haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum.”[37]

2.13. Çağrısı evrenseldir.

Bediüzzaman’ın evrensel çağrısını, özelde İslam âlemine, genelde ise tüm insanlığa bakan iki ayrı grupta değerlendirmek mümkündür.

İslam âlemine yaptığı çağrıya örnek olarak Şam’da verdiği hutbede dile getirdiği konular önem arz etmektedir. İslam âleminin geri kalmasının nedenlerini tespit ederek çözüm önerileri sunmaktadır.[38]

Genel olarak bütün insanlığa hitap eden ifadelerinde ise; insanlığın içinde bulunduğu manevi buhranlardan kurtaracak imani çözümler önermektedir. Dünyanın zevklerinin geçiciliği üzerinde durup, ehl-i dünyanın fani zevklerin içerisindeki elemleri göstererek imandaki elemsiz zevkleri göstermiştir.

Bediüzzaman, bütün insanlıkla alakadardır. Dünyada meydana gelen hadiselere bigâne kalamamış, dünya savaşı[39] ve çeşitli musibetlere maruz masumlara teselli verecek beyanlarda bulunmuştur.

2.14. Dinler arasındaki çatışmalardan uzak durup, dinsizliğe karşı bütün dinlerin ortak hareket etmesini savunmuştur.

Bediüzzaman, dine karşı hücumun şahs-ı manevi ile cemaat halinde yapıldığı bir zamanda, iman edenlerin hangi dinden olursa olsun, dinsizliğe karşı mücadelede beraber hareket etmeleri gerektiğini vurgulamıştır. [40]

2.15. Güncel bilimlere sıcak bakmış, eserlerinde pozitif ilim dallarına rağbet gösterilmesine teşvik etmiştir.

Bediüzzaman, Kur’an’ın fen ve teknolojide ilerlemeye teşvik ettiğini eserlerinin muhtelif yerlerinde vurgular. Örneğin Kur’an’daki Peygamber kıssalarını, bilimsel keşifler için en ileri hudutları tayin ettiğini söyler.[41] Diğer taraftan Kur’an’ın “düşünmez misiniz?”, “akıl etmez misiniz?” gibi ayetlerini delil göstererek, Kur’an’ın düşünmeye ve araştırmaya insanlığı sevk ettiğini vurgular.[42]

Radyo ve televizyon gibi buluşlara ise büyük bir nimet olarak bakmakta ve bu büyük nimete hakiki şükrün radyo ve televizyonun müspet manada kullanılarak iman ve Kur’an hakikatlerini dünyaya duyurmakla olacağını ifade eder.[43]

Özellikle Osmanlı’nın yıkılıp, yerine laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu dönemde, okullarda eğitimin materyalist bir bakış açısıyla verildiğinden şikâyetçi olan lise talebelerine, “sizin okuduğunuz fenlerden her biri, kendisi lisanıyla Allah’ı anlatır. Öğretmenlerinizi değil, onları dinleyiniz” diyerek, sisteme küsüp dünyadan kopmak yerine, sistemin içinde İslamı yaşama ufkunu açmaktadır.[44] Böylece belki okullardan uzaklaştırılması planlanan imanlı nesil, eğitim sistemindeki materyalist fikirlerle ilmi mücadelelere girişmiş, Üstadları gibi güncel bilimin verileri ile Allah’ı ispat etmişlerdir.

2.16. Sünnet-i seniyyeye uygun bir hizmet metodu takip etmiştir.

Bediüzzaman dinî mücahedesinde, Kur’ân’a hizmetinde ve ubûdiyetinde, Resul-i Ekrem’in (asm) sünnet-i seniyyesine tam ittiba etmiştir. Hatta hayati olarak en kritik sayılabilecek anlarda bile sünnet-i seniyyeye ittibadan vazgeçmemiştir. Örnek olarak, savaş cephesinde, düşmanla savaşırken “İşarat-ül İ’caz” isimli Kur’an tefsirini yazmasını, Peygamber Efendimizin (asm) Bedir Harbinde cemaatle namaz kılmasından ders aldığını ifade etmiştir.[45]

Bir başka örnek olarak da İslami şeairin yasaklandığı dönemlerde Türkçe ezan ve şapka gibi konularda direniş gösterip sünnetten taviz vermemiş, ezanı Allah Resulü’nün (asm) okuttuğu gibi okutmuş ve sarığını başından çıkarmamıştır.[46]

2.17. İslam’da birliği hedef almış, mezhep ve meşrepleri kucaklayıcı ve birleştirici esaslar tesis etmiştir.

Bu konuyu; ehl-i iman arasındaki birlik, mezhepler arası birlik ve farklı İslami cemaat ve tarikatlar arası birlik gibi bir kaç bölümde incelemek mümkündür.

Öncelikle asırlardır ehl-i imanın kendi aralarındaki ihtilafların İslam’a ne derece büyük zararlar verdiğini teşhis eden Bediüzzaman, ittihad-ı islamın bu zamanda en büyük bir farz vazife olduğunu vurgulamıştır.[47] Ehl-i Hakk’ın kendi aralarındaki ihtilafların sebepleri üzerine yoğunlaşıp, çözüm önerileri sunduğu Yirminci Lem’a isimli eserinde dokuz madde halinde bu ihtilaflara çözüm olacak önerilerde bulunmuştur.[48] Aynı şekilde yine ehl-i iman arasında kardeşliğin tesisi için “Uhuvvet Risalesi” adında müstakil bir eser neşretmiştir.[49]

Diğer taraftan İslam’da ameli ve itikadi mezheplerle ilgili görüşlerinde ise teferruatın önemsiz olduğunu, hak mezheplerden herhangi birisine uygun hareketin yeterli olabileceğini vurgular.[50]

Eserleri etrafında vücuda gelen cemaatin içerisinde her meşrepten talebesinin bulunduğunu görmekteyiz. Bu talebelerinin bağlı bulunduğu meşrebi terk etmeden Risale-i Nur’dan istifade edebileceğini tavsiye buyurmuştur. Nur dairesi içinde şeyhini veya mürşidini muhafaza etmekle beraber, bir şeyhe veya bir üstada ek olarak çok ağabeyleri bulabileceklerini söylemiştir.[51]

2.18. Kâinat Kitabı’nı okumayı öğretir.

“Kâinat Kitabı” ifadesi Bediüzzaman’a has olan orijinal ifadelerden birisidir. Bediüzzaman’a göre; nasıl ki, Kur’an Allah’ın Kelam sıfatının bir yansımasıdır, aynen öyle de Kudret’inin yansıması da Kâinat Kitabı’dır.[52]

İşte bu geniş kitabın ayetleri, Allah’ın kâinatta yarattığı varlıklardır. Bediüzzaman eserlerinde çok sık olarak kâinattaki varlıklardan, Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellilerini okumayı ders vermektedir.

2.19. Yara açmadan tedavi etmeyi esas alır.

Bazen bir meselenin izahı sadedinde sorulan bir soruya, eğer tatmin edici bir cevap verilmezse o zaman o soru cevapsız bir “sorun” olarak muhatabın zihninde yer eder. Bu soru eğer hayati bir konuyla ilgili ise fayda yerine zarar verebilir. Hele hele, insanın ebedi hayatına etki edecek imani bir mesele de ise sorunun cevapsız kalması insanı uçuruma sürükleyen bir hata olacaktır. Tabiri caizse, kaş yapayım derken farkında olmadan göz çıkartılacaktır.

İşte Bediüzzaman eserlerinde çoğu zaman bir soruya cevap verir. Ama soru ortada yoktur. Sadece cevap vardır.[53] Muhatap istikbalde karşılaşabileceği bir sorunun cevabıyla farkında olmadan donatılır. Bu açıdan bakıldığında Risale-i Nur eserleri içerisinde binlerce sorunun cevabını “sorusuz” ve “sorunsuz” olarak bulmak mümkündür.

Sonuç

Bediüzzaman Said Nursi, en büyük İslam âlimlerinden birisidir. Gayesi genel olarak iman esaslarını akıl ve kalbin beraber olarak kabul edeceği mantıki delillerle ve misallerle izah etmek, tüm dinsizlik akımlarına karşı mücadele vermek ve bin yıldan beri İslam aleyhine birikmiş tüm iddialara makul cevaplar vermek ve Kur’an müdafaası yapmaktır.

Bu gayesini tahakkuk ettirirken, doğrudan Kur’an’ı kaynak olarak kullanmıştır. Sünneti savunmuş ve sünnete bağlılığını hayatıyla ispat etmiştir. Şahsını bütün bütün geri plana çekip, maddi ve manevi ücretlerden fedakârlık ederek, eser merkezli bir sistem tesis etmiştir.

Tarikatlardaki sistemler yerine acz, fakr, şefkat ve tefekkür yoğunluklu Kur’ani bir yol açtığını ifade etmiştir. Yalnız aklı veya yalnız kalbi tatmin eden meslekler yerine ikisini beraber tatmin edecek bir metodu uygulamıştır. İhlâs ve uhuvvetin, hizmetinin temellerine oturtmuş; sosyal hayatın bütün tabakalarını kapsayacak eserler telif etmiştir.

Kendisine yapılan bütün baskılara rağmen, asayişi muhafaza etmiş, silahlı mücadele yerine; dâhilde ilimle mücahede etmeyi öğretmiştir. Bunu yaparken siyasetten uzak durarak, doğrudan iman derslerine yoğunlaşmıştır.

Bediüzzaman evrensel çağrısı içerisinde hangi dinden ve düşünceden olursa olsun bütün insanlığa kucak açmış, dinsizliğe karşı bütün dinlerin ortak hareket ederek mücadele vermeleri gerektiğini vurgulamıştır. Aynı şekilde İslam âlemi içerisindeki bütün mezhep ve meşrepleri kucaklayıcı, birleştirici bir rol üstlenmiş, İttihad-ı İslam’ın önemi üzerinde ısrarla durmuştur.

Dünyevileşen insanlığın, dünya ahiret dengesini sağlamada zorlanmayacağı metotlar tavsiye ederek, ilim dallarıyla barışık ve hatta güncel bilimlerin verilerini de kullanarak eserler telif etmiştir. Bilimleri kâinat kitabını tefsir eden birer müfessir olarak görmüş, kâinattaki her bir varlığın Allah’ın kudretinin mucizesi olduğunu nazara vermiştir.

 


 

[1] Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 52. Mektup )
[2] Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 18. Mektup )
[3] Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 2, ( 69. Mektup )
[4] Risale-i Nur Külliyati, Kastamonu Lâhikası, ( 124. Mektup )
[5] Risale-i Nur Külliyati, Lem’alar, On Altıncı Lem’a
[6] Risale-i Nur Külliyati, Sözler, KONFERANS
[7]  Risale-i Nur Külliyati, Kastamonu Lâhikası, ( 23. Mektup )
[8]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup
[9]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 12. Mektup )
[10]  Risale-i Nur Külliyati, Şualar, Birinci Şuâ
[11]  Bunlara örnek olarak Meyve Risalesi ismini verdiği On Birinci Şua isimli eseri Denizli Hapsinin Bir Meyvesi,Otuzuncu Lem’a İsm-i Azam Risalesi ise Eskişehir Hapsinin Bir Meyvesi olarak isimlendirilmiştir. Ayrıca toplam on iki saatte yazıldığını ifade ettiği on dokuzuncu mektup Mu’cizat-ı Ahmediye Risalesi de kendi tabiriyle dağ da bağ da yazılmıştır. Örnekler çoğaltılabilir.
[12]  Risale-i Nur Külliyati, Mesnevi-i Nuriye, Mukaddime
[13]  Risale-i Nur Külliyati, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Risale-i Nur’dan Parlak Fıkralar ve Bir Kısım Güzel Mektuplar
[14]  Risale-i Nur Külliyati, Tarihçe-i Hayat, ISPARTA HAYATI, Konuşan Yalnız Hakikattir
[15] Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup| Yedinci Risale olan Yedinci Mesele
[16] A.g.e.
[17]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 39. Mektup )
[18]  Risale-i Nur Külliyati, Tarihçe-i Hayat, ISPARTA HAYATI, Konuşan Yalnız Hakikattir
[19]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Zeyl
[20]  Risale-i Nur Külliyati, Lem’alar, Yirmi Birinci Lem’a
[21]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 53. Mektup )
[22]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup, Zeyl
[23]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup| Mahrem bir suale cevaptır
[24]  Risale-i Nur Külliyati, Kastamonu Lâhikası, ( 5. Mektup )
[25]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 2, ( 151. Mektup )
[26]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 2, ( 151. Mektup )
[27]  Risale-i Nur Külliyati, Barla Lâhikası, (Yirmi Sekizinci Mektup’tan) Yedinci Risale Olan Yedinci Mesele
[28]  Risale-i Nur Külliyati, Kastamonu Lâhikası, ( 5. Mektup )
[29]  Risale-i Nur Külliyati, Şualar, On Beşinci Şuâ ve El-Hüccetü’z-Zehra, Kudrete dair Arabî fıkrası
[30]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, On Altıncı Mektup
[31]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, On Üçüncü Mektup
[32]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 18. Mektup )
[33]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, İkinci Mektup
[34]  Yunus Sûresi, 10:72; Hûd Sûresi, 11:29; Sebe’ Sûresi, 34:47.
[35]  Yâsin Sûresi, 36:21.
[36]  İbni Haceri’l-Heytemî, Tuhfetü’l-Muhtâc li-Şerhi’l-Minhâc, 1:178.
[37]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 1, ( 206. Mektup )
[38]  Risale-i Nur Külliyati, Hutbe-i Şâmiye, Arabî Hutbe-i Şamiye eserinin tercümesi
[39]  Örnek olarak Rusya’da savaşta ölen çocuk ve masumları düşünerek kaleme aldığı KastamonuLahikasındaki 76. mektup bir mektup verilebilir.
[40]  Risale-i Nur Külliyati, Lem’alar, Yirminci Lem’a
[41]  Risale-i Nur Külliyati, Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam
[42]  Risale-i Nur Külliyati, Hutbe-i Şâmiye, Arabî Hutbe-i Şamiye eserinin tercümesi
[43]  Risale-i Nur Külliyati, Tarihçe-i Hayat, DENİZLİ HAYATI, Denizli mahkeme müdafaası
[44]  Risale-i Nur Külliyati, Asa-yı Musa, ASÂ-YI MÛSÂ’DAN BİRİNCİ KISIM (On Birinci Şuâ – Meyve Risalesi) |Altıncı Mesele
[45]  Risale-i Nur Külliyati, Emirdağ Lâhikası – 2, ( 151. Mektup )
[46]  Risale-i Nur Külliyati, Sözler, KONFERANS
[47]  Risale-i Nur Külliyati, Divan-ı Harb-i Örfî, Sadâ-yı Hakikat
[48]  Risale-i Nur Külliyati, Lem’alar, Yirminci Lem’a
[49]  Risale-i Nur Külliyati, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup
[50]  Ameli mezheplerde bu konuda vesvese risalesi adını verdiği bir eserinde ameli olarak vesveseye kapılan birinin hak mezheplerden birine uymasının yeterli olacağını hatırlatır. (Risale-i Nur Külliyati, Sözler, Yirmi Birinci Söz| İkinci Makam) İtikadi mezheplerden birleştiriciliğine örnek olarak Kader Risalesi’nde İmam-ı Eş’ari ve İmam-ı Maturidi’nin üzerinde tartıştıkları kulun meyelanı meselesinde de yine birleştirici bir üslubla ikisinin de doğru olabileceğini ön kabulle meseleyi izah eder. ( Risale-i Nur Külliyati, Sözler, Yirmi Altıncı Söz )
[51]  Risale-i Nur Külliyati, Lem’alar, Yirmi Sekizinci Lem’a
[52]  Risale-i Nur Külliyati, Asa-yı Musa, ASÂ-YI MÛSÂ’DAN İKİNCİ KISIM Hüccetü’l-Bâliğa Risalesi | BİRİNCİHÜCCET-İ İMÂNİYE (Âyetü’l-Kübradan)
[53]  Konunun detaylı izahı için: Risale-i Nur Külliyati, Tarihçe-i Hayat, ISPARTA HAYATI, Konuşan Yalnız Hakikattir ve Risale-i Nur Külliyati, İşaratü’l-İ’caz, Tenbih
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: